Anasayfa
Prof.Dr.Turgay Seçkin
Kişisel Bilgiler
Biyografi
Bilimsel Yayınlar
Projeler
Özgörevimiz
Özgörüşümüz
Hedef Üniversite Modeli
Otobiyografi
Danışmanlıklar
Ana Menü
Anasayfa
Linkler
İletişim
Arama
Yönetim Paneli
Giriş Formu





Parolamı unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Syndicate
Digital Visitors Counter


İnönü Üniversitesi-Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü 44280 Malatya Türkiye
Advertisement
Yüzleşme
Yazar Dr. Faruk Budak   
Cuma, 27 Haziran 2008
AYNALARDA KORKULARIMIZI AVLAMA VAKTİDİR!(Bir kişisel gelişim yazısı)

Zaman, etrafınızdaki aynalarda korkularınızı avlama vaktidir. Yaşadığınız şu an, farkındalığınızı bir adım daha ileriye taşıma vaktidir. Zaman, şüphelerinizin içine dalarak derinliklerdeki korkularınızı avlama zamanıdır. Zaman, aynalarda kendinizle yüzleşme zamanıdır. "Şimdi", yaşama bir ara verip onlarla yüzleşme, negatifliklerden arınma zamanı.

Nedir bu aynalar? Aynalar, sizin dışınızdaki herkes ve her şeydir.  Şimdiye kadar bilinen şüphe tanımı için yeni bir bakış açısıdır bu; dikkatle gözlemlediğiniz zaman şüphenin aslında bilinenden ne kadar da farklı bir duygu olduğunu ve de şimdiye kadar sandığınızın aksine başkalarından değil, tamamen sizin kendi içinizdeki değer yargılarınızdan, inanışlarınızdan kaynaklandığını göreceksiniz.

Her türlü şüphenin temelinde korkularınız yatar. Şüphe duyduğunuz şey, aslında korktuğunuz şeydir.  Tüm şüpheler sizin kendi korkularınızdan doğar. Bastırdığınız, karşılaşmaktan kaçtığınız ya da fark edemediğiniz korkularınız, zaman boyutundaki yolculuğunuzda başkaları hakkında beslediğiniz şüphelere dönüşür.

Günümüz kapitalizminin korkularınızı deşifre edip onlardan kurtulmak için şimdiye kadar sizlere empoze etmeye çalıştığı içe yöneliş, meditasyon gibi tekniklere aslında hiç ama hiç ihtiyacınız yok. İçinizde gizli kalmış korkuları bulmanın çok daha basit bir yolu var. Korkularınızı bulabilmenin yolu, başkaları hakkındaki duyduğunuz şüphelerle kesişir. Örnekleyelim hemen. Sevdiğiniz birinin sizi aldattığından şüpheleniyorsunuz. Aslında siz aldatılmaktan korkuyorsunuz. İş çevrenizdeki birinin sizin hakkınızda dedikodu yaptığından şüpheleniyorsunuz. Aslında, kötü bir etiket sahibi olarak damgalanmaktan korkuyorsunuz. Bir arkadaşınızın sizi dolandırdığından şüpheleniyorsunuz. Aslında siz bir başkasına güvenmekten korkuyorsunuz. Bayan/erkek arkadaşınızın, sevgilinizin sizi eskisi gibi sevmediğinden şüpheleniyorsunuz. Aslında siz sevmek ve sevilmekten korkuyorsunuz.

Şüphe içinde olmaktan sorumlu olan tek canlı, yine kendinizsiniz, size o şüpheyi hissettiren varlık değil. Aynalardaki dışsal yüzleşmelerde ortaya çıkıveren minicik şüpheler, sizin kendi içselliğinizdeki kaygılarınız, korkularınızdır. İçinizi kemiren bu şüphe kurtçukları gerçek değildir ama sizler bedeninizde, ruhunuzda hissetmeye devam edersiniz, ta ki bu gerçeği algılayıp farkındalığa kavuşamadan gerçek olana kadar.

Şüphe, sizin farkında olamadığınız kendi hakkınızdaki inanışları başkalarına empoze etme taktiğidir. Şüphe etmek, insanın kendi korkularını tanımak, onlarla yüzleşmek, onları bilmek, kendisinin ne olduğu hakkında bir farkındalık geliştirmeyerek, kendi korkularını başkalarına ya da başka olaylara yıkabilmek için geliştirdiği bir stratejidir. Şüphe ve korkuları fark etmek, bilinç basamağında bir adım yükselmek, derindeki yaraları, eksiklikleri görüp, bu farkındalık ile onları düzeltmeye adım atmak demektir.

Kişinin psikolojik açıdan sağlıklı oluşu, en belirgin olandan en diplerde gizlenmiş olanlara değin tüm korkularını bulup onlarla yüzleşmesinden geçer. Günümüzün metropol insanı, sorunlarından kurtulmak amacıyla psikologlara koşar yada çözümsüzlüğün içerisinde saplanıp kalarak depresif bir sürece geçer. Aslında içsel huzurdan yoksun tüm bu insanların ilk yapması gereken şey, kendi çabaları ile korkularını keşfedebilmektir. Korku denen görünmez zehir, tüm bedeni sarmalayarak o insanın tüm psikolojik sağlığını bozabilir. Bu gerçeklik bilincine ulaşabildiğinizde, yani sorunun kendi içinizde olduğunu algılayabildiğinizde artık yapılması gereken, kişinin korkularını bulabilmek için kendini gözlemlemesidir. Aynalar, yani kendiniz dışındaki her şey ve herkes, korkularınızın kaynaklarının aranması gereken yerlerdir. Formül çok basit; sadece kendinizin ne olduğunu bilmek… Kendini bilmenin yolu ise başkalarındaki kendinizi keşfedebilmektir… 

Her insan kendi dünyasında, kendi dünyasının tek merkezidir. Kendi şüphe ve korkuları ile yüzleşebilen bir kişi, bedensel ve ruhsal açıdan kendini iyileşmeye götürmektedir. Kendini bilmek, bu dünyada bir insanın mutlaka başarması gereken bir "kritik başarı faktörü"dür. Korku ve şüphelerinizi fark ettiğinizde, birbirini tetikleyen korku ve şüphe kısır döngüsünden de kurtulacaksınız.

Şüphe ve korkular, her insanın benliğinde vardır ve her insanın hayatını olumsuz etkilemektedir. Bu etkileri en aza indirmek için insanın kendi iç dünyası ve kendi inançları hakkında farkındalık kazanması gerekir. Yaşamında bu farkındalığa ulaşmış insanlar, başarı ve mutluluğa ulaşmış, farkındalık mimarlarıdır. Çünkü şüphe ve korku kısır döngüsünden çıkabilmiş insan, daha bilinçlenerek özgüven dolu, cesaretli, pozitif odaklı bir bakış açısına kavuşarak bunu tüm aile, iş sahasına, sosyal çevresine yayacak ve güzel bir örnek olarak kendini yansıtacaktır.

Mevlana, "neyi arıyorsan sen "o"sun" demiş. Biliyoruz ki neye inanırsanız siz "o"sunuz. Başkaları hakkında ne düşünüyorsanız, "o"sunuz. Her kim hakkında her ne düşünüyorsan, senin düşüncelerinin olduğu için, başkaları hakkındaki düşüncelerinden de sen sorumlusun. Her kim hakkında neyden şüpheleniyor ya da korkuyorsan, bunlar senin bilinçaltında yatan kendi hakkındaki inançların ile doğru orantılı bağlantılardır.

Düşünce, bir enerjidir, yaratıcıdır, öyleyse; korku ve şüphe sizlerin yarattığı, diğer taraftan da tamamen sizin kendi kontrolünüzde olan kavramlardır…

Dr. Faruk BUDAK

Son Güncelleme ( Cuma, 27 Haziran 2008 )
 

Google